İzlanda’da bu hafta sandığa giden seçmenler, Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlanmayacağına karar verecek.
Referandumun kapsamı ve süreç
Ülke 400 bin nüfusu ile 27 üyeli AB’ye katılım görüşmelerinin yeniden başlatılıp başlatılmayacağını belirlemek amacıyla 29 Ağustos Cumartesi günü referandum yapıyor. Seçmenlere yalnızca “İzlanda, Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerine yeniden başlamalı mı?” sorusu yöneltilecek ve hükümete Brüksel ile özellikle balıkçılık gibi hassas başlıkları içeren şartları müzakere etme yetkisi verilip verilmeyeceği sorulacak. Oylamadan “Evet” çıkması halinde Brüksel ile en az iki yıl sürmesi beklenen kapsamlı bir pazarlık süreci başlayacak. Müzakerelerin sonucunda varılacak olası bir katılım anlaşması, muhtemelen 2028 yılında ikinci bir referandumla yeniden halkın onayına sunulacak. Bu sürecin tamamlanması, İzlanda anayasasında değişiklik yapılmasını ve tüm AB üyesi ülkelerin onayını gerektirecek.
Başbakan Kristrun Frostadottir ise referandumu “şimdi ya da asla” dönüm noktası olarak nitelendirerek “Hayır” sonucunun AB tartışmalarını tamamen rafa kaldıracağını belirtti.
Sosyal Demokrat lider Frostadottir, AFP’ye yaptığı değerlendirmede oylamanın nihai bir karar olmadığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Bu bir fırsat, nihai bir karar değil. Bu sayede masada somut bir anlaşma görürsünüz ve burada karşılaştığımız tüm soruların cevaplarını alabilirsiniz.”
İzlanda, 2008 yılındaki küresel finans krizinin bankacılık sektörünü ve ekonomisini çökertmesinin ardından 2009’da AB’ye resmi üyelik başvurusunda bulunmuştu.
2010 yılında başlatılan üyelik müzakereleri, 2013’te Avrupa şüpheci bir hükümetin iktidara gelmesiyle askıya alınmıştı.
Aradan geçen sürede küresel ve bölgesel dengeler köklü biçimde değişti. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş Avrupa’da güvenlik doktrinlerini sarsmış durumda. Bununla birlikte ABD Başkanı Donald Trump’ın komşu ada Grönland’ı kontrol altına alma yönündeki tehditleri İzlanda’daki güvenlik endişelerini artırdı.
Kendi ordusu olmayan ve savunması için NATO ile ABD ile 1951 yılında imzalanan ikili anlaşmaya bağımlı olan İzlanda, Arktik altı bölgesinde stratejik bir konumda yer alıyor.
Bifrost Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Eirikur Bergmann, jeopolitik çalkantıların referandumun temel nedeni olmasa da tartışmaları doğrudan etkilediğini belirterek “Özellikle Grönland’a yönelik agresif tutum İzlanda’da büyük endişe yarattı; birçok insanın durup İzlanda’nın nereye ait olduğunu yeniden değerlendirmesine yol açtı” dedi.
Ekonomik açıdan, ülke toparlanma sürecinde olsa da kronun dalgalanması, yüksek enflasyon ve borçlu haneler üzerindeki faiz baskısını sürüyor. İzlanda Merkez Bankası bu yıl politika faizini üç kez artırarak yüzde 8 seviyesine yükseltti.
Başbakan Frostadottir, AB’nin Hindistan ve Mercosur ile anlaşmalar tamamladığını ve gümrük tarifelerinin birer silah olarak kullanıldığı yeni bir küresel iklimin oluştuğunu vurguladı.
2024 yılında kurulan merkez sol koalisyon hükümeti, AB yanlısı Vidreisn partisinin girişimiyle üyelik müzakerelerinin oylanması konusunda uzlaşmaya vardı. Koalisyonun büyük ortağı Sosyal Demokratlar sürece destek verirken hükümetin üçüncü ortağı Halk Partisi üyeliğe bütünüyle karşı çıkıyor. Muhalefetteki Gudrun Hafsteinsdottir liderliğindeki Bağımsızlık Partisi ise “Hayır” cephesinin başını çekiyor.
Mal ihracatının yaklaşık yüzde 40’ını deniz ürünlerinin oluşturduğu ülkede balıkçılık sektörü, müzakerelerin en kritik başlığını oluşturuyor. Morina Savaşları’ndan yarım asır sonra Brüksel’in balıkçılık politikaları konusundaki etkileri konusunda endişeler sürüyor. AB’nin Ortak Balıkçılık Politikası kapsamında yabancı gemilerin İzlanda sularına girmesinden endişe ediliyor.
Ateşli bir AB yanlısı olan Dışişleri Bakanı Thorgerdur Katrin Gunnarsdottir bile Reykjavik yönetiminin olası tüm müzakerelerde “bütün balıkçılık faaliyetleri üzerinde egemen kontrolü koruma” şartında ısrarcı olacağını açıkça ifade etti.
Bu tutumun AB’nin mevcut balıkçılık mevzuatıyla nasıl bağdaştırılacağı belirsizliğini koruyor.
Kamuoyundaki görüş ayrılığı vatandaşların değerlendirmelerine de yansıyor. 33 yaşındaki ofis çalışanı Vilborg Inga Magnusdottir mevcut durumun korunması gerektiğini savunarak “Neden Avrupa Birliği’ne girmek isteyelim ki? İşler zaten iyiyken bundan ne kazanacağız?” derken, 59 yaşındaki danışman ve at yetiştiricisi Hrafnkell Gudnason ise “Küçük bir ülkenin AB dışında kalması giderek daha tehlikeli hale geliyor. Daha büyük bir ailenin parçası olmanın daha güvenli olduğunu düşünüyorum” şeklinde görüş belirtti.
Üyelik taraftarları, AB gümrük birliğine dahil olmak, euroya geçerek kur dalgalanmalarını ve faiz oranlarını düşürmekle kalmayıp Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu gibi organlarda doğrudan temsil şansı elde etmek gibi avantajları öne sürüyor. Karşıtlar ise egemenliğin Brüksel’e devredileceğini, bağımsız kronun kriz dönemlerindeki esnekliğini yitirileceğini ve üyeliğin tek başına güvenliği artırmayacağını savunuyor.
Brüksel yönetimi referandum sürecinde tarafsız kalmayı tercih etmekle birlikte balıkçılık gibi hassas konular dahil olumlu mesajlar veriyor.
Avrupa Ekonomik Alanı üyeliği sayesinde halihazırda AB tek pazarıyla büyük ölçüde bütünleşmiş olan İzlanda’nın birliğe katılımı, genişleme politikası için güçlü bir vitrin oluşturuyor. Bu adım ayrıca Arktik bölgesinde AB’nin varlığını pekiştirecek ve GIUK hattındaki jeopolitik nüfuzunu artıracaktır.
Kurumsal ve ekonomik uyumu yüksek olan ada ülkesinin müzakere sürecinin, Ukrayna veya Batı Balkan ülkelerine kıyasla çok daha az reform gerektirdiği ve hızlı ilerleyebileceği öngörülüyor.