Suudi Arabistan, nükleer enerjiyi yerli kaynakları arasına katma planı kapsamında Medine bölgesinde uranyum ve ağır nadir toprak elementleri taşıyan yaklaşık 110 milyon ton ham cevher bulunduğunu duyurdu.
Resmi doğrulama henüz yapılmadı
İlk olarak Suudi devlet ajansı SPA tarafından yayımlanan ve daha sonra uluslararası ajansların aktardığı keşfe ilişkin, verileri teyit eden yazılı bir bakanlık açıklaması ya da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) metni henüz paylaşılmadı.
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, dün Avusturya’nın başkenti Viyana’da gerçekleştirilen UAEA’nın 70. Genel Konferansı’nda yaptığı açıklamada, Medine’nin güneydoğusundaki Cebel Said projesinde yürütülen jeolojik çalışmaların uranyumun yanı sıra zengin nadir toprak elementleri ortaya koyduğunu belirtti.
Ancak Bakan, cevherdeki uranyum tenörünü açıklamadı. Bu nedenle toplam kütleden ne kadar uranyum çıkarılabileceği ve ekonomik açıdan işlenebilir rezervin boyutu henüz bilinmiyor.
Riyad’ın nükleer yakıt hedefi
Riyad yönetimi, uranyum arama faaliyetlerinin yanı sıra fosfatlı gübre üretiminden yan ürün olarak uranyum kazanılmasına yönelik çalışmalarını da sürdürüyor.
Suudi Arabistan, 2017’de Vizyon 2030 stratejisi çerçevesinde oluşturduğu Suudi Ulusal Atom Enerjisi Projesi aracılığıyla nükleer yakıt üretiminde yerli kapasite kurmayı ve büyük reaktörlerin yanında küçük modüler reaktörler geliştirmeyi hedefliyor.
Bu açıklamadan önce ABD ile Suudi Arabistan, Riyad ile Washington arasında uzun vadeli işbirliği çerçevesi oluşturan sivil nükleer işbirliği anlaşmasını imzalamıştı.
Cebel Said projesine ilişkin belirsizlikler
Duyurulan proje, aynı bölgede 2014 yılından beri işletilen Cebel Said bakır madeniyle neredeyse aynı adı taşıyor.
Bakır sahası, Suudi madencilik şirketi Ma’aden ile Kanada merkezli Barrick Gold tarafından eşit ortaklıkla işletiliyor. Yeni ilan edilen uranyum sahasının bu bakır yatağıyla aynı jeolojik kütlede bulunup bulunmadığı veya bağımsız bir formasyon oluşturup oluşturmadığı açıklanmadı.
Önceki tahminler nasıl farklılaşıyor?
Önceki yıllarda kamuoyuna yansıyan tahminler, son açıklamadaki ham cevher kütlesinden farklı bir kapsamı ifade ediyordu.
Guardian gazetesinin 2020’de yayımladığı haberde, Pekin Uranyum Jeolojisi Araştırma Enstitüsü (BRIUG), Çin Ulusal Nükleer Şirketi (CNNC) ve Suudi Jeolojik Araştırma Kurumunun ortak çalışmasına dayanılarak, Suudi Arabistan’ın orta ve kuzeybatısındaki üç sahada 90 bin tonun üzerinde doğrudan “kazanılabilir uranyum metali” bulunduğu ileri sürülmüştü.
Kral Abdullah Atom ve Yenilenebilir Enerji Kenti (KACARE) bünyesinden bir yetkili de 2017 yılında yaklaşık 60 bin tonluk bir miktara işaret etmişti.
Eski çalışmalar saf uranyum metalini esas alırken, Viyana’da açıklanan 110 milyon tonluk veri, tenörü bilinmeyen ham cevherin toplam ağırlığını gösteriyor. Bu iki hesaplama yöntemi doğrudan kıyaslanamayacağından, yeni veriler Suudi Arabistan’ın kesinleşmiş net uranyum rezervlerinin yükseldiği anlamına gelmiyor.
USGS kaydındaki ayrı saha
ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS) veri sisteminde Cebel Said adıyla yer alan başka bir sahada ise 100 metre derinliğe kadar yaklaşık 23 milyon ton kayaç varlığı bulunuyor. Bu kayaçta nadir toprak elementlerinin oranı yüzde 0,6 olarak kaydedilmiş durumda.
Suudi Arabistan Resmi Haber Ajansı (SPA) verilerine göre Prens Abdülaziz bin Salman, 11 Temmuz tarihinden bu yana enerji bakanlığının yanı sıra sanayi ve maden kaynakları portföyünü de yönetiyor.
UAEA yetkilileri, bağımsız jeologlar ve nükleer silahların yayılmasını önlemeye yönelik izleme kuruluşları, duyurulan 110 milyon ton cevherin ekonomik değeri ile uranyum zenginliği hakkında henüz resmi bir değerlendirme yayımlamadı.