Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Newsweek dergisine verdiği röportajda Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın herhangi bir ülkeye karşı ittifak olmadığını, daha güvenli ve barışçıl bir gelecek için ortak sorumluluğu yansıttığını söyledi.
Mekke Anlaşması için bölgesel dayanışma vurgusu
Amerikan Newsweek dergisinin sorularını yanıtlayan Erdoğan, dünyanın ciddi kırılmalardan geçtiğini belirterek Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na ilişkin hedeflerini değerlendirdi. Röportajda Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması da gündeme geldi.
Anlaşmanın, ABD’nin güvenlik garantilerinden bağımsız biçimde İran ve İsrail’e karşı bölgesel caydırıcılığı güçlendirmeye yönelik bir adım olarak görülmesine ilişkin soruyu yanıtlayan Erdoğan, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı İran’a, İsrail’e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu anlaşma daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlendiğimiz müşterek sorumluluğun bir ifadesidir.” dedi.
Bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi gerektiğini uzun süredir dile getirdiklerini aktaran Erdoğan, anlaşmanın BM Şartı’nın 51’inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayandığını belirtti.
Erdoğan, “Güvenliğimizi tahkim etmek, caydırıcılığımızı artırmak ve bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz. Anlaşma, BM Şartı’nın 51’inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayanmaktadır. Anlaşma üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılacağına hükmetmektedir. Burada verilecek karşılığın mahiyeti, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçları temelinde belirlenebilir. Bu ihtiyaç istihbarat, lojistik veya mühimmat desteği olabilir, tehdidin boyutuna göre daha ileri askeri destek de gündeme gelebilir. Bunların nasıl hayata geçirileceğine ilgili siyasi ve askeri mekanizmalar dayanışmalar yoluyla karar verir. Dolayısıyla Irak’ta, Yemen’de veya başka bir yerde meydana gelebilecek her hadiseye bugünden otomatik bir askeri senaryo yazmak doğru olmaz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye-ABD ilişkileri üçüncü ülkeler üzerinden tanımlanmıyor
ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’nin İran çatışmasına müdahil olmamasını takdir ettiği ve diğer NATO üyelerini eleştirdiği hatırlatılarak, bu ilişkinin Türkiye-ABD bağlarına sağlayabileceği fırsatlar ile İran’ın ticaret ortaklarına yönelik olası yaptırım tehditleri soruldu.
Trump’la doğrudan ve açık konuşabildiği bir ilişkisinin bulunduğunu belirten Erdoğan, bunun Türkiye-Amerika ilişkileri ve bölgesel gelişmeler açısından önemli bir imkan olduğunu söyledi. Son görüşmede İran meselesi, bölgesel güvenlik, Gazze ve ikili ilişkilerin ele alındığını bildirdi.
Erdoğan, “Liderler arasında açık bir iletişim bulunduğunda, zaman zaman olabilecek görüş farklılıklarının yönetilmesi ve ortak çözüm yollarının üretilmesi de kolaylaşıyor. Türkiye ile ABD arasında uzun yıllara dayanan köklü ve çok boyutlu müttefiklik ilişkileri bulunuyor. Savunma sanayi, ticaret ve bölgesel güvenlik başta olmak üzere ciddi bir işbirliği pratiğimiz ve bunu daha da geliştirme potansiyelimiz bulunuyor. Bu nedenle böylesine güçlü temellere sahip ilişkilerimizi muhtemel senaryoları üzerinden konuşmayı da doğru bulmam. İran’la ABD arasındaki mevcut duruma dair Sayın Trump’la samimi bir diyaloğumuz var ve olası her türlü gelişmeyi de kendisiyle zamanı geldiğinde yine açık biçimde konuşuruz. Ancak şunu söyleyebilirim ki Türkiye egemen bir devlet olarak komşularıyla ilişkilerini, müttefiklik yükümlülüklerini, bölgesel sorumluluklarını ve milli menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en dengeli ve olması gerektiği şekilde gözeterek hareket eder.” dedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Trump’la yakın ilişkisi ve bazı İsrailli yetkililerin Türkiye’yi İran’ın ardından “sıradaki tehdit” olarak nitelendirmesi de gündeme geldi. Erdoğan, “Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum. Washington’daki muhatabımız Amerika Birleşik Devletleri yönetimidir. Sayın Trump’la konuşmamız gereken bir konu olduğunda bunu kendisiyle doğrudan konuşuyoruz.” yanıtını verdi.
İsrail yönetimiyle birçok konuda ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu ifade eden Erdoğan, “Son dönemde İsrail’de Türkiye’yi yeni bir tehdit kaynağı olarak sunmaya dönük hatalı bir söylem körükleniyor. Bu söylemin İsrail’deki iç siyasi süreç ve seçim atmosferiyle bağlantılı olduğunu değerlendiriyoruz. Bu dili bölgesel barışa katkı sağlayan sorumlu bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Türkiye’nin İsrail halkıyla veya herhangi bir toplumla husumeti yoktur. İtirazımız, uluslararası hukuka aykırı gördüğümüz politikalara ve bölgemizde istikrarsızlığı derinleştiren adımlaradır.” ifadelerini kullandı.
Türkiye savaş senaryoları üzerinden politika kurmuyor
İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları ve Yunanistan’la yaptığı savunma anlaşmasının Türkiye-İsrail rekabetindeki gerilimi artırıp artırmadığı, bunun askeri çatışmaya dönüşme ihtimali ve NATO bakımından anlamı da Erdoğan’a soruldu.
“Türkiye dış politikasını kaçınılmaz savaş senaryoları üzerinden kurmaz.” diyen Erdoğan, Suriye konusundaki yaklaşımlarının net olduğunu belirtti.
Erdoğan: PKK’nın feshi önemli bir eşik
PKK’nın feshedilmesi ve Türkiye’nin çıkarları açısından yaşanan olumlu gelişmelerin milli güvenlik bakımından anlamı ile ABD veya İsrail’in Kuzey Irak’ta İranlı Kürt muhalif hareketlere destek verme ihtimali hakkındaki görüşleri sorulan Erdoğan, “Terörsüz Türkiye” hedefinin bir takvim meselesinden öte stratejik nitelik taşıdığını vurguladı.
On yıllardır can alan, kaynakları tüketen ve Türkiye ile bölgenin kalkınmasını engelleyen terör sorununu kalıcı biçimde gündemden çıkarmak istediklerini belirten Erdoğan, “PKK’nın fesih ve silah bırakma yönünde aldığı kararları bu bakımdan önemli bir eşik olarak görüyoruz ancak asıl olan, alınan kararların sahada eksiksiz uygulanmasıdır. Örgütün bütün unsurlarıyla silah bırakması, illegal yapının tasfiye edilmesi ve bu sürecin devletimizin ilgili kurumlarınca tespit ve teyit edilmesi gerekiyor. Suriye’deki gelişmeleri de aynı anlayışla takip ediyoruz. Oradaki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında bütünleşmesi, Suriye’nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve toplumsal birliğinin tahkimi açısından zaruridir. Bu sürecin eşit vatandaşlık temelinde ilerlemesini, Kürtler dahil bütün Suriye halkının kendisini daha emniyetli, daha özgür ve daha müreffeh hissedeceği bir