Euro bölgesi ekonomisi, yapay zeka yatırımları ile kamu harcamalarının katkısıyla bu yılın ikinci çeyreğinde beklentilerin ötesinde yüzde 0,4 büyüdü. Eurostat verilerine göre 21 ülkeli euro bölgesinin yıllık büyüme hızı ise yüzde 1,0 olarak belirlendi.
İkinci çeyrek verileri ve itici güçler
Yapay zeka alanındaki yatırımların artması, güçlü kamu harcamaları ve tek seferlik etkenler büyümeyi destekledi. Büyümeyle ilgili ivme, enerji maliyetlerindeki yükseklik ile İran’daki savaşın yarattığı baskıları geride bıraktı.
AB istatistik ofisi Eurostat’ın açıkladığı veriler, euro para birimini kullanan 21 ülkenin toplam gayrisafi yurt içi hasılasının ikinci çeyrekte bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,4 oranında genişlediğini gösterdi.
Reuters ajansının anketine katılan ekonomistlerin beklentisi büyümenin yüzde 0,2 seviyesinde kalacağı yönündeydi.
360 milyon nüfuslu bölgenin ekonomisi, önceki çeyrek verilerinin de yukarı yönlü revize edilmesiyle yıllık bazda yüzde 1,0 büyüyerek yüzde 0,5’lik beklentileri aştı.
İkinci çeyreğin, Avrupa ekonomisi için zorlu geçen bir dönemin ardından toparlanmanın başlangıcı olması bekleniyordu. Ancak tırmanan enerji maliyetleri büyüme ivmesini zayıflattı.
Analistlerin ve tahmincilerin büyük çoğunluğu, Euro bölgesinin bu yılki toplam büyümesinin yüzde 1’in altında kalacağını öngörüyor.
Euro bölgesindeki büyüme verileri tahminleri aşsa da, özel sektörün yapay zeka harcamalarıyla bu yıl yüzde 2’den fazla büyümesi beklenen ABD ekonomisinin gerisinde kalmayı sürdürüyor.
Öte yandan Euro bölgesi, Kovid-19 salgını ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali süreçlerinde olduğu gibi ekonomik dayanıklılık emareleri gösteriyor.
İşsizlik oranı haziran ayında yüzde 6,3 seviyesinde sabit kalarak iş gücü piyasasında gevşeme beklentilerini boşa çıkardı.
Sanayi ve hizmet sektöründeki güvenin etkisiyle temel ekonomik duyarlılık göstergeleri de artış kaydetti.
Avrupa’da şirketlerin yapay zeka yatırımları artarken, hanehalkı tüketimi olumsuz beklentilere rağmen seviyesini korudu.
Almanya hükümeti savunma ve altyapı alanlarında vaat ettiği kamu harcamalarını kademeli olarak artırmaya başladı.
Uzun süredir durgunluk yaşayan sanayi sektörü ise yüksek enerji maliyetlerine karşı direnç göstererek geçmiş yılların aksine büyümeye olumlu katkı sağladı.
Bölge ekonomilerine bakıldığında; Almanya, Fransa ve İtalya çeyreklik bazda yüzde 0,2 oranında büyüdü.
Bölgenin en iyi performans gösteren ekonomilerinden İspanya, yüzde 0,6’lık beklentilerin üzerine çıkarak yüzde 0,7 büyüme kaydetti. Hollanda ekonomisi ise yüzde 0,2’lik tahminleri ikiye katlayarak yüzde 0,4 genişledi.
GEÇİCİ BİR TREND Mİ?
Bunun yanı sıra Commerzbank Başekonomisti Jörg Krämer Reuters’a verdiği demeçte, Ortadoğu’daki savaşın tırmanmasının ABD ile İran arasında nihai bir anlaşmaya varılmasını geciktirebileceğini belirtti.
Krämer, bu durumun yılın ikinci yarısındaki ekonomik toparlanmayı baskılayabileceğini kaydet.
Krämer ayrıca, açıklanan güçlü verilerin ardından Almanya’nın bu yıl daha önce öngörülen yüzde 0,6 yerine yüzde 1,0 büyüme kaydedebileceğini ifade etti.
Ekonomistler, sanayi üretimi ve genel büyümedeki artışın kalıcı olmayabilecek tek seferlik etkenlerden kaynaklandığına dikkat çekiyor.
Asya’daki şirketlerin yüksek enerji maliyetleri ve hammadde eksikliğinden daha fazla etkilenmesi sebebiyle alıcıların Avrupa’ya yöneldiği, ayrıca yılın ilerleyen dönemlerinde yaşanabilecek ürün kıtlığı endişesiyle siparişlerin öne çekilmiş olabileceği değerlendiriliyor.
Bölge ekonomisindeki yükselişte, çok uluslu teknoloji ve iletişim şirketlerinin vergilendirme avantajları nedeniyle merkez olarak kullandığı İrlanda’nın çeyreklik bazda kaydettiği yüzde 3,9’luk büyüme de etkili oldu.
Bir önceki çeyrekte yüzde 7 oranında küçülen İrlanda ekonomisi, sergilediği yüksek dalgalanma nedeniyle Euro bölgesi genel verilerini doğrudan etkileyebiliyor.
İran’daki savaşın sürmesi ve yükselen enerji maliyetlerinin benzin, uçak bileti ve tatil fiyatları üzerinden tüketicilere yansıması bekleniyor.
Enflasyonun reel gelirleri geriletmesi ve Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) yüksek faiz oranlarının tüketiciler üzerindeki baskıyı artırması nedeniyle hanehalkı güveninin önümüzdeki dönemde zayıflayabileceği öngörülüyor.

