Futbolda bir sezonun ilk haftalarında puan tablosuna bakmak hava durumuna benzer: o an için gelişmeyi gösterir ama yarının nasıl geçeceğini söylemez.
İlk dört hafta, gerçekleri tek başına belirlemez
İlk dört haftada zirveye çıkan bir takım olabilirken, bazıları beklenenden aşağıda kalır. Bir teknik direktör için övgüler başlar, bir başka takım için kriz cümleleri kurulur. Tribünler sezonun başında büyük hayaller kurarken bazıları Eylül ayında sezonun bittiğine inanır.
Sezonun başlangıçlarıyla gelen dersler
Futbolun en güzel yönü burada belirginleşir: dört hafta bir takım hakkında fikir verir ama hüküm vermeye yetmez.
2026-27 sezonunun ilk dört haftası bunun için iyi bir örnektir. Galatasaray 10 puanla lider durumda. Beşiktaş ve Kocaelispor 9 puanla hemen arkasında. Trabzonspor, Amedspor, Gaziantep FK, Alanyaspor ve Gençlerbirliği 7 puanla yarışın içindedir. Fenerbahçe ise 6 puanda.
Bir tabloya bakıldığında bunların hepsi doğrudur, ancak futbol yalnızca tablodan ibaret değildir.
Bir takımın dört haftada topladığı puan, dört ay sonra nerede olacağını göstermez. Bazen iyi oynayan takım puan kaybeder; bazen kötü oynayan takım kazanır. Bir kalecinin yaptığı kurtarış, bir forvetin kaçırdığı pozisyon ya da maçın son dakikasındaki tek bir detay bütün tabloyu değiştirebilir.
Bu yüzden sezonun ilk bölümünde puan tablosuna biraz uzaktan bakmak gerekir. Çünkü futbolun en büyük yanılgılarından biri, bugünü sezonun tamamı sanmaktır.
Bir takım ilk dört haftada zirveye çıktı mı hemen şampiyonluk adayı ilan edilir; bir başka takım iki maç üst üste kazanamazsa kriz başlıklarının ortasında bırakılır. Bir futbolcu üç maçta gol atarsa sezonun yıldızı olur; bir başkası dört maçta susarsa transferi sorgulanmaya başlanır. Hepsi çok hızlıdır. Belki de futbolun hızına en fazla ayak uydurmaya çalışanlar, futbolun kendisinden daha acelecidir.


