Sıcak yaz günlerinde serinlemek için nehir, akarsu ve göller tercih edilse de bu durgun sular, halk sağlığı açısından ciddi tehditler oluşturuyor. Evsel atıklar, sanayi deşarjları ve tarım ilaçlarıyla kuşatılan bu sularda yüzücüler için görünmeyen tehlikeler bir hayli ağır. Konuyu Bursa Saati’ne değerlendiren TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Ali Uluşahin, tatilciler ve bölge halkının suyla temas ederken karşılaşabileceği riskleri anlattı.

Görünmeyen kirleticiler en büyük risk
Toplumda suyun berrak ve kokusuz olması güvenli olduğu yönünde yanlış bir inanış olduğuna dikkat çeken Ali Uluşahin, şu hayati uyarıyı paylaşıyor:
“Bir suyun temiz görünmesi, o suya girmenin güvenli olduğu anlamına kesinlikle gelmez. Hastalığa yol açan birçok kimyasal ve mikrobiyolojik kirletici aslında renksiz ve kokusuzdur. Nehir ve göllerde yüzmek isteyenler için en büyük risk, gözle görülmeyen bu sinsi kirleticilerdir.”

Serinlemek isterken enfeksiyon kapmayın
Yaz aylarında su sıcaklığının artmasıyla birlikte sudaki bakteri ve alg (yosun) patlamasının hızlandığını belirten Şube Başkanı, bu sularda yüzmenin doğrudan yol açabileceği hastalıkları şu ifadelerle dile getiriyor: “Sıcaklıkla birlikte çoğalan mikroorganizmalar; yüzen insanlarda şiddetli ishal, deri enfeksiyonları, kulak enfeksiyonları ve ağır alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Ayrıca aşırı alg artışı sudaki oksijeni tüketerek zamanla çürükçül bir ortam ve bataklık koşulları oluşturur. Bu da suyun biyolojik yapısının tamamen bozulması demektir.”
Siyanobakteri tehlikesi: Sinir sistemini ve karaciğeri hedef alıyor
Tarımda aşırı kullanılan gübrelerdeki azot ve fosforun suya karışması, yüksek yaz sıcaklıklarıyla birleştiğinde “Siyanobakteri” denilen tehlikeli oluşumlara yol açıyor. Uluşahin, bu sulara girmenin ya da temas etmenin boyutlarını şu sözlerle özetledi: “Bu bakterilerin ürettiği siyanotoksini içeren sularla temas etmek veya yanlışlıkla yutmak; insanlarda doğrudan karaciğeri ve sinir sistemini etkileyebilir. Bu toksinler sadece insanlar için değil, serinlemek ya da su içmek için bu kaynaklara yaklaşan evcil hayvanlar için de ani ölümcül riskler barındırır.” Ayrıca suya karışan nitrat artışı, özellikle bebeklerde ve çocuklarda çok daha ağır klinik tablolara yol açabiliyor.
Ağır metaller ve balık tüketimi
Sanayi ve madencilik faaliyetlerinden sulara karışan ağır metallerin suda yüzenlerin cildinden emilebileceği gibi, bu sulardan avlanan canlılar yoluyla da insan vücuduna taşındığını belirten Uluşahin, “Kirli sulardaki büyük ve uzun ömürlü balıklar ağır metalleri vücutlarında daha fazla biriktirir. Bu suların yakınında zaman geçiren ve avlanan vatandaşlar, bu balıkların tüketimi konusunda çok dikkatli olmalıdır. Uzun süreli maruziyet böbrek, karaciğer ve sinir sisteminde kalıcı hasarlara, hatta kansere kadar varan sonuçlar doğurabilir” dedi.

İklim değişikliği nehir ve göllerdeki zehri yoğunlaştırıyor
Küresel iklim krizinin nehir ve göllerdeki risk seviyesini katladığını vurgulayan Ali Uluşahin, “Kuraklık nedeniyle su seviyeleri düşüyor. Azalan su hacmi, kirleticileri seyreltmek yerine daha da yoğunlaştırıyor. Yani su azaldıkça sudaki zehir oranı artıyor. Yüksek sıcaklıklar da bu tehlikeli döngüyü ve oksijensizleşmeyi daha da hızlandırıyor” şeklinde konuştu.
Bu belirtiler varsa o suya kesinlikle girmeyin
Vatandaşların nehir veya göl kenarında dikkat etmesi gereken “risk işaretlerini” paylaşan Uluşahin; suda köpük, kötü koku, olağan dışı renk değişimi, yoğun alg tabakası veya ölü balıklar varsa o suyun kesinlikle kullanılmaması ve içine girilmemesi gerektiğini vurguladı.
Uluşahin, suyla temas ettikten sonra şu belirtilerin ortaya çıkması halinde acilen doktora gidilmesi gerektiğini belirtti:
- Şiddetli ishal ve kusma
- Yüksek ateş
- Yaygın cilt döküntüsü
- Nefes darlığı
Çözüm: Entegre havza yönetimi ve sürekli denetim
Güvenli suyun ancak laboratuvarda yapılacak E.coli, Enterokok, ağır metal, pestisit ve siyanotoksin gibi bilimsel analizlerle doğrulanabileceğini söyleyen TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Ali Uluşahin, röportajını şöyle noktaladı:
“Havuzda, denizde, gölde veya nehirde güvenliğin temelinde kimya, mühendislik ve düzenli denetim vardır. En acil ihtiyacımız, evsel, endüstriyel ve tarımsal kirlilik kaynaklarının birlikte ele alındığı bir ‘Entegre Su Yönetimi’ modelidir. Arıtma tesisleri kesintisiz denetlenmeli, bireyler de atıklarını sulara bırakmamalıdır. Unutmayalım; koruyucu yaklaşım, insan sağlığı bozulduktan sonra devreye giren tedavi edici yaklaşımdan her zaman daha etkili ve daha ekonomiktir.”
HABER: BURHAN KURTULMUŞ


