Psikolog Mürşit Atlıakın, ergenlerin yüz yüze iletişimden uzaklaşıp zamanlarının büyük kısmını ekran başında geçirmesinin yaygınlaştığını söyleyerek aileleri ve eğitimcileri uyardı.
İçe kapanıklık ile asosyallik aynı şey değil
Atlıakın, yalnız kalmayı seven bir genç ile sosyal hayattan giderek kopan bir gencin aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Son yıllarda gençlerin yüz yüze iletişimden kaçınma eğiliminde olduğunu gözlemlediğini, bunun arkasında sosyal medya, bilgisayar oyunları, pandemi sonrası değişen alışkanlıklar, aile içi iletişim sorunları ve akran zorbalığının etkili olabildiğini söyledi.
Atlıakın, şu ifadeleri kullandı:
“İçe kapanık bir ergen az konuşabilir, tek başına vakit geçirmeyi ve az sayıda yakın arkadaşlığı tercih edebilir. Önemli olan bu durumun gençte bir rahatsızlık oluşturmaması.”
Asosyallikte tablonun farklılaştığını belirten Atlıakın, arkadaş ilişkilerinin azalması ve ekran kullanımının günlük yaşamın merkezine oturmasının dikkat çektiğini, arkadaşlarıyla görüşmeyi giderek azaltan ve zamanının büyük kısmını ekran, oyun veya sosyal medyada geçiren gençlerde daha tetikte olunması gerektiğini söyledi.
Mürşit Atlıakın ayrıca şunu kaydetti: “Gerçek hayattaki iletişim genç için kaygı verici olduğunda sanal ortam daha güvenli gelebilir”.
Yüz yüze iletişimde azalma olması durumunda mimik, jest, göz teması, beden dili, empati ve problem çözme gibi sosyal becerilerin gelişiminin olumsuz etkileneceğine dikkat çekti. Sanal arkadaşlıkların gerçek ilişkilerin yerini almasının reddedilme ve eleştiriye karşı toleransı zayıflatabileceğini, yalnızlık, yetersizlik ve sosyal kaygının artabileceğini ifade etti.
Ailelerin tutumu da süreci etkiliyor
Atlıakın, gençlerin sosyal hayattan uzaklaşmasında yalnızca telefon ve bilgisayar kullanımı değil, ebeveynlerin bazı tutumlarının da rol oynadığını belirtti. Çocuğu olumsuz ifadelerle etiketlemenin, başkalarıyla kıyaslamanın, insanların içinde hatalarını düzeltmenin ve suçlayıcı bir dil kullanmanın gencin sosyal özgüvenini zedeleyebileceğini söyledi.
Aşırı korumacılığın gençlerin kendi sosyal deneyimlerini edinmesini zorlaştırdığını ve ebeveynlerin kendi kaygılarını çocuklarına yansıtmalarının süreci güçlendirebildiğini vurguladı. Atlıakın’ın özellikle dikkat çektiği noktalardan biri, ekranın çocukları sakinleştirmek için sürekli kullanılmasının yarattığı sorunlardı. Atlıakın şöyle dedi:
“Çocuk her sıkıldığında, öfkelendiğinde veya yalnız kaldığında hemen eline telefon veya tablet verilmesi de üzerinde durulması gereken ciddi bir sorundur”.
Bu belirtiler varsa dikkat
Bir gencin yalnız kalmayı tercih etmesinin tek başına sorun olmadığını belirten Atlıakın, asıl uyarının günlük yaşamı etkileyecek düzeydeki sosyal geri çekilme olduğunu söyledi. Değişim işaretlerini şu sözlerle özetledi:
“Daha önce sosyal olan bir gencin giderek insanlardan uzaklaşması, evden çıkmak istememesi, daha önce keyif aldığı etkinlikleri bırakması bizim için önemli bir değişikliktir”.
Sosyal geri çekilmenin sadece arkadaş ilişkilerinde değil, evden çıkmak istememe, aileyle iletişimin azalması ve gencin giderek daha fazla odasına kapanması gibi günlük yaşam alanlarında da kendini gösterebileceğini belirtti. Okul yaşamında görülen değişimlere de dikkat çekerek ailelere şu uyarıda bulundu:
“Okula gitmek istememe, akademik performansta düşüş, yoğun kaygı, çökkünlük, öfke, uyku bozuklukları ve iştah değişiklikleri birlikte görülüyorsa ailelerin profesyonel destek konusunda harekete geçmesi gerekir”.
Sosyal çevresinden tamamen kopan bir gencin bir anda kalabalık ortamlara zorlanmasının doğru olmadığını, sürecin küçük adımlarla ilerletilmesi gerektiğini söyledi. Kısa bir arkadaş buluşması, yürüyüş, spor veya gencin ilgi duyduğu bir etkinliğin başlangıç için uygun olabileceğini önerdi.
Teknolojiyi tamamen yasaklamak çözüm değil
Pandemi sonrası gençlerin sosyalleşme biçimlerinde kalıcı değişiklikler olduğuna değinen Atlıakın, yüz yüze ilişkilerden dijital ilişkilere doğru belirgin bir kayış bulunduğunu söyledi. Çözümün ekranı tamamen yasaklamak olmadığını vurgulayarak şu ifadeyi kullandı:
“Teknolojiyi tamamen yasaklamak doğru ve sürdürülebilir bir yaklaşım değil”.
Atlıakın, ailelerin ekran kullanımı konusunda gençlere rol model olmaları ve sınırları birlikte belirlemeleri gerektiğini belirtti. Spor, arkadaş buluşmaları, sanat, hobiler, aile etkinlikleri ve açık hava aktivitelerinin gençlerin günlük hayatında daha fazla yer almasının önemine dikkat çekti. Okulların ve öğretmenlerin de sürece dahil edilmesi gerektiğini şu sözlerle özetledi:
“Aileyi, okulu ve dijital dünyayı birbirinden bağımsız değil, birlikte ele almak zorundayız”.
Uzun süreli sosyal izolasyonun ergenlik dönemini ve ilerleyen yıllardaki eğitim, iş ve özel hayatı etkileyebileceğini söyleyen Atlıakın, sosyal becerilerin yaşamın birçok alanında temel rol oynadığını vurguladı. Ekran kullanımındaki kritik sınırı ise şöyle özetledi:
“Ekran gerçek hayattaki ilişkilerin, hareketin, uykunun, eğitimin ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin yerini almaya başladığında tehlike çanları çalıyor.”


