İzmir’in Tire ilçesinde yaşayan 76 yaşındaki Hasan Hüseyin Öter, Efeler ile Yörük Türkmenlerinden miras kalan körüklü çizme geleneğini 65 yıldır sürdürüyor; ancak dünyada akordeon çapraz körük tekniğiyle üretim yapan son usta olarak gösterilen Öter, zanaatını devredecek bir çırak bulamıyor.
Çizmeciliğe 1961 yılında başladı
Kuvayı Milliye kahramanı Efelerin ve Yörük Türkmenlerinin kültürel mirası kabul edilen körüklü çizmeyi kendine özgü yöntemlerle üreten Öter, İzmir’in Tire ilçesine bağlı kırsal Karateke Mahallesi’nde mesleğini sürdürüyor. 1961 yılında başladığı çizmecilikte yarım asrı geride bırakan usta, yaptığı eserlerden birinin Cumhurbaşkanlığı Müzesi’nde sergilenmesinin gururunu yaşıyor.
Geleneksel Türk el sanatlarının önemli örneklerinden olan körüklü çizmenin, yapımı yüksek ustalık isteyen akordeon çapraz körük modelini dünyada uygulayan tek kişi olduğu belirtilen Öter, üretimleriyle Efeler ve Yörük Türkmenlerinin kültürel mirasını geleceğe taşımaya çalışıyor.
Soğuk havada başlayan meslek hikâyesi
Çizmeciliğe nasıl başladığını anlatan Hasan Hüseyin Öter, şunları söyledi: “1961 yılında babam beni potin yapan bir ustanın yanına götürdü. İçeri girdik, dışarısı buz gibi soğuk, içeride ise sıcacık bir mangal yanıyordu. Babama ‘Ben burada çırak olurum’ dedim. Ustam da babama ‘Bu oğlanın hevesi var, kalsın’ dedi. 1969’a kadar 8 yıl ustanın yanında piştikten sonra askerliğimi yaptım. 1970’te kendi dükkanımı açtım. O dönem Ahilik geleneği vardı; dükkan açacak genci ustalar topluca imtihandan geçirir, icazet verirse ‘olur’ diploması verirlerdi.”
Hakiki körüklü çizmenin ayırt edici sesi
Körüklü çizmenin tarihte 34 farklı çeşidinin bulunduğunu belirten Öter, bugün kullanılan akordeon körük modelinin 1950 yılında ustası Elvan Kahya tarafından icat edildiğini ifade etti.
Hakiki körüklü çizmenin en belirgin özelliğinin yürürken çıkardığı ses olduğunu vurgulayan Öter, “Kaliteli deri katmanlarının ve özel körük kıvrımlarının her adımda birbiriyle teması sonucu oluşan bu ses, giyene ayrı bir heybet, asaletin ve varlığın simgesi olan tok bir duruş kazandırır” dedi.
Diğer bölgelerde ahşap bloklar üzerindeki kalıplarla taklit körükler üretildiğini ve bunların zamanla biçimini kaybettiğini aktaran Öter, kendi yönteminde derinin doğal formuyla işlendiğini, böylece çizmenin sesini ve şeklini ömür boyu koruduğunu söyledi.
Tekniğini sürdürecek usta arıyor
Bir dönem zenginlik ve asalet göstergesi olan körüklü çizmeler, bugün Antalya, İstanbul ve Ege bölgelerinde düzenlenen Yörük-Türkmen şenlikleri için özel siparişle hazırlanıyor. Dana ve keçi derisini büyük bir hassasiyetle işleyen Öter, mesleğin geleceğiyle ilgili şu ifadeleri kullandı:
“Bu iş sadece parayla yapılmaz, çizme yapmayı yürekten sevmek gerekir. Ne yazık ki benden sonra bu tekniği sürdürecek, arkamdan gelecek bir usta kalmadı. Ancak emeğimin en tepe noktada değer görmesi benim en büyük tesellim; ürettiğim çizmelerden biri Sayın Cumhurbaşkanımızın müzesine kaldırıldı. Bu sanat ölse de eserimiz tarihteki yerini aldı.”