ABD’nin 107 günlük savaştan sonra dün İran ile imzaladığı anlaşma, jeopolitik küresel tablodaki büyük güçler uzlaşısında yeni bir kritik aşamaya tekabül ediyor. Unutmayalım asıl değişim kurşunlardan önce kelimelerde başladı. Amerikan yönetimi, Donald Trump ile birlikte kendini ve dünyayı yeniden ta(h)rif etti, tanımladı.
Trump’ın söylem düzeyinde yaptığı ilk hamle, ABD’nin tek kutupluluk iddiasından vazgeçip “Önce Amerika” stratejisini ilan etmek oldu. Terminolojideki bu değişiklik sahada zaten gerçekleşmişti. Bir bakıma ABD, sarsılan reel pozisyonunu jeopolitik gerçeklere göre yeniden uyarladı.
Söylemdeki değişimin reel-politik sonuçlarını ilk olarak Ukrayna üzerinden Batı Avrupa’da, Gazze ve İran üzerinden İslam coğrafyasında ve Venezuela üzerinden ise Latin Amerika’da gördük, görüyoruz.
Bu çevrede ABD ilk olarak rakip ve müttefik tanımını değiştirdi. Türkiye, Rusya ve Çin gibi “rakip veya düşman” kategorisindeki aktörlerle yeni stratejik ilişkiler kuruldu. Bu üç aktörle temasa geçilip yeni uzlaşılara varıldı. Ankara, Moskova ve Pekin artık düşman değil ABD’nin yeni çok kutuplu küresel düzeninin ana omurgasını oluşturan birer burca dönüştü. Avrupa, Kanada, İngiltere ve İsrail gibi kadim müttefiklerle ilişkilerde ise hâliyle kırılmalar yaşandı.


